edebi-yasam

Yeni Çıkan Kitaplar

            
                                        

Hüzün Seremonisi
Erkan Öztürk
Kurgu Kültür Merkezi Yayınları
Ocak 2011, 130 Sayfa, 10,00 TL

Hüzün Seremonisi; aşkın, umudun, özlemin, hayal kırıklığının, Bekleyişin ama en çok da hüznün romanı...
Hayatımızdan sevinçler çıkınca Geriye sadece hüzün kalmıyor mu? Ve hayatı aslında hüzünlerimiz Anlamlandırmıyor mu?

Hüzün Seremonisi ruhumuza şiirsel bir incelikle
Dokunuyor. Bu romanda "hüznün resmigeçidine" tanıklık edeceksiniz...

Kitaptan bir bölüm:

Sana ''sevgili günlük'' diye seslenmek isterdim, ama sanırım bu ikimiz için de iyi olmaz. Çünkü seninle her gün muhatap olacak gücü kendimde bulamam. Özellikle geceleyin, uykuya yatmadan önce yüzleşebiliriz. Ama unutma, arada bir, uygun olduğum vakitlerde bana sırdaş olabilirsin. Lütfen fazlasını isteme benden. İlişkimizin süresi senin tutumuna bağlı. Paylaşacağım çok şeyim yok. En azından günü gününe not tutacak kadar hareketli bir dünyam yok. Duygu yoğunluğuma gelince, evet, kimi zamanlar öylesine taşma isteği duyuyor ki hislerim, günlerce boşalmak arzusuyla yanıyorum. Ambalajında bir çift güzel göz görüyorum. Eğer bana hep böyle içten bakarsan, korkarım verdiğim sözü tutamayacağım.
Tanıştığımıza memnun oldum...

 

Komintern'in Alaca Karanlığı
1930-1935
Edward Hallet Carr
İletişim Yayınları
Aralık 2010, 525 Sayfa, 29,50

Komünist Enternasyonal (Komintern) 1919 ile 1943 arasında faaliyet yürütmüş komünist dayanışma ağının en geniş katılımlı cephesini teşkil eder. Birinci Enternasyonal'in olumlu mirasına sahip çıkarken, Birinci Dünya Savaşı sırasında kendi hükümetlerinin yanında saf tutan sosyal demokrat partilerin İkinci Enternasyonali'nden de kendisini ayırmıştır. Bu nedenle Üçüncü Enternasyonal adıyla da bilinmektedir. E.H. Carr, Komintern'in Alacakaranlığı 1930-1935'te, Sovyetler Birliği'nin kuruluşunu tamamlaması ve Avrupa'da devrim ihtimalinin sönümlenmesinin ardından komünist partilerin Sovyetler Birliği'ne bağımlı hale geldiği bir süreci ele alıyor. Carr, tek ülkede sosyalizmin korunması, diplomatik ilişkilerde komünist ilkelerin değil de Sovyetler'in diplomatik çıkarlarının belirleyici hale gelmesinin, komünist partileri nasıl etkilediğini tartışıyor. Ulaşabildiği Komintern ve komünist parti arşivlerinin, dergilerin, gazetelerin, araştırmaların ve anıların yardımıyla zengin bir anlatı kuruyor Carr. Komintern'in, Avrupa'da devrim ihtimalinin sönümlenmesi üzerine aldığı kararların faşizm karşısında komünist partileri nasıl yalnızlaştırdığını, bu hatalı politikalara karşı çıkanların nasıl "hain" ilan edildiğini, "hainler"in önerileri haklı çıktığında bunun önemsenmeyip soğuk diplomatik bahanelerin nasıl tedavüle sokulduğunu gösteriyor.

Komintern'in Alacakaranlığı, dünyanın dört bir yanında samimiyetle komünist olmuş bir kuşağın, bağnaz bir siyasal/diplomatik çıkar dürtüsüyle nasıl harcandığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor


Ebeveynin Ölümü
Debra Umberson
Yeni Bir Yetişkin Kimliğine Geçiş
Çeviri: Özge Çağlar Aksoy
İletişim Yayınları
Ocak 2011, 272 Sayfa, 18,00 TL

 

Birçok yetişkin, ortayaş yıllarının en yoğun döneminde, tam da kendi yaşlanmalarıyla yüzleştikleri bir sırada ebeveynlerini kaybeder. Bu kayıp her ne kadar beklenen bir olay olsa da, kişi üzerindeki etkileri beklenmedik ölçüde sarsıcı olabilir. Bu kitap ebeveyn kaybı olgusunun, yetişkinin hayatında ne anlama geldiğini ve nasıl sonuçlara yol açtığını ele alıyor. Teksas Üniversitesi Sosyoloji Bölümü başkanı Debra Umberson, Ebeveynin Ölümü’nde bu önemli kaybın yetişkinin hayatını duygusal, toplumsal ve mesleki açılardan nasıl değiştirdiğini ve kişinin hayatında nasıl bir dönüm noktası teşkil ettiğini ortaya koyuyor. Yazar, istatiksel veriler ile geniş ölçekli derinlemesine görüşmelere dayanan araştırması ışığında, kayıp sürecini ve sonrasını belirleyen psikolojik ve sosyal etkenleri tartışıyor.

Kitap, yetişkinleri “gelişimini tamamlamış, durağan” kişiler olarak gören genel kabulün aksine, ebeveynlerini kaybeden kişilerin inançlarında, davranışlarında, hedeflerinde ve kendilik duygularında nasıl derin bir dönüşüm geçirdiklerini açık ve net bir dille gözler önüne seriyor. ABD Ulusal Yaşlılık Enstitüsü’nden ödüllü Ebeveynin Ölümü, anne-babasını kaybetmiş olup bu konuda kafa yoranlara; ayrıca ölüm, yaşlılık, aile ve ebeveyn-çocuk ilişkileri konularında çalışan uzmanlara yönelik, hem samimi hem de yetkin bir başvuru kaynağı.


Dağların Kayıp Anahtarı
Dersim 1938 Anlatıları
Cemal Taş
İletişim Yayınları
Ocak 2011 , 320 Sayfa, 22 TL

 

“Bu dünyada nice dert, bela varsa biz onu gördük, kardeşim. Açlık mı dersin, susuzluk mu? Kış kıyamet günleri dağlarda aç üryan dolaştık. Askerlerin içinde esir kaldık. Çocuklarımızın acısını da gördük, kardeş acısı, koca acısı, her bir derdi kederi yaşadık, kurban olayım kardeş, daha nesini sorarsın?”

Dersim’de 1938 yılında yaşananlar uzun yıllar boyunca Cumhuriyet tarihinin açılmamış “kara kutu”larından biri olarak kaldı, üzerine neredeyse sessizlik perdesi çekildi. Türkiye tarihinin bu karanlık noktası son yıllarda ortaya çıkan bilgi ve belgelerle gittikçe aydınlanıyor. Dağların Kayıp Anahtarı’yla Cemal Taş da 1938’de Dersim’de yaşananlar üzerindeki toz bulutunun iyice aralanmasına yardımcı oluyor.

Taş, Dersim’de olan bitenin yürek burkucu, göz yaşartıcı, insanın boğazını düğümleyen yanlarını bizzat olayları yaşayanlarla, dönemin önde gelen isimlerinin yanında bulunmuş kişilerle görüşerek ortaya koyuyor.

“Sözlü tarih çalışması” niteliği taşıyan Dağların Kayıp Anahtarı zengin malzemesiyle Dersim olayları ve Cumhuriyet tarihi ile ilgili yeni değerlendirmelere kapı açacak, sahici insan öykülerinden/dramlarından oluşan, sarsıcı bir kitap.


Tozlu Altın Kafes
Yaşamımdan Anılar
Nazlı Eray
Doğan Kitapçılık
Ocak 2011, 376 Sayfa, 21,00 TL


 

Kalamış, Beyoğlu, Ege'nin dünyası, yıllar sonra rüyada görülünce bile insanın içini yakan ilk aşk. Kalp acıyla ikiye bölününce insan ne yapar?

İstanbul'un en güzel, en ince minareleri kalbime saplanmıştı sanki, avucumda kırılan nardan üstüme kan akıyordu. Kaçtım şehirden. 18 yaşındayım, hayat önümde upuzun bir yol.

Yarı karanlık eski Gülhane Hastanesi'nde yanık bir şarkı çalar, durur ağlarım; bana yeniden verilmiş canımı hisseder ağlarım.

Yaşlı Ejder'in Protokol Yolu'ndaki tuhaf evi. İçine girdiğim tozlu altın kafes. İki insanın birbirini zedelediği yıllar. Manevi eziyeti öğreniyorum. Piyanonun üstünde Polonya'daki toplama kampından gelen kurukafa bana göz kırpıyor.

"N'aber yoldaş?" diyor.

Ve şimdi, bu yazılanların hiçbiri yok.

Akmış gitmiş su gibi.


 
Bugün 10 ziyaretçi (18 klik) kişi burdaydı!


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=